bostankorkulugu:

Bazı sahneler, bazı cümleler vardır ki, okyanusların en karanlıklarında yüzen fosforlu balıklar gibi hafızanızın derinliklerinde ışıklar saçarak yalnız başlarına dolaşırlar.

Kendi içinize kapandıkça, yalnızlaştıkça, hayatın görünen yüzünden kaçıp diplere kaçtıkça, o sahnelerle cümlelerin ışığı daha keskinleşir, renkleri daha canlanır, onlara dokunmak istersiniz.Tuhaftır, bu tür cümlelerle sahneler, siz onlara yeniden dokunduğunuzda sizi ilk rastlaştığınız yaşlarınıza geri götürürler.

Ve siz onları hayatınızın bu gününe çekmeye, onları yaşamaya çabalarsınız.

Ben, Çehov’un Martı piyesini Harbiyede ki Kenter Tiyatrosu’ nda seyrettiğimde herhalde yedi 8 yaşındaydım.Piyesi çok iyi anlamamıştım. Ama orda bir sahne ve bir cümle vardı.

Genç kız , âşık olduğu yaşlı yazara bir madalyon hediye ediyordu. Madalyonun arkasında, yazarın kitabının adı ve bir sayfa numarası kazılıydı.Yazar kendi kitabını açıp o sayfayı bularak benim asla unutmadığım ve unutayacağım o cümleyi okuyordu.

  • Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa gel ve al onu.

Cümlenin gücü çocuk zihnimi dağlamıştı.Bir insan kendi hayatını sunacak kadar çok seviyordu birisini.Cümle, bir hayal sahnesi yaratmıştı içimde.Yıllarca bu hayali kurdum.Böyle bir cümleyi söyleyebilecek, ”Hayatıma ihtiyacın olursa gel ve al” diyecek birine öylesine ihtiyaç duyuyorum ki, bana hayatını sunacak bir adamın varlığını hayalimde hissedebilmek için aynı hayalin içinde ölmeye razı olurum.

Neden, hayalimde, bana o cümleyi söyleyen adamın elini tutup ilk istasyonda inmiyorum, bilmiyorum.Belki bu cümlenin devamında yaşanacakları düşünmeye çocuk hayalim müsait değildi.Belki bu cümleyi dokunulmamış, denenmemiş bir halde bırakmak istiyorum.

  1. zamankipi bunu bostankorkulugu kullanıcısından yeniden blogladı
  2. bostankorkulugu bunu gönderdi